iPhone 12 Duvar Kağıtları

Apple’ın yeni telefon serisi iPhone 12’lerin duvar kağıtlarını @AR72014 sayesinde arka plan olarak ayarlayabiliriz. Ayrıca yeni modellerin özelliklerini de paylaştım.

iPhone 12 mini Özellikleri:

  • Ekran: 5,4 inç ekran
  • İşlemci: A14 Bionic
  • RAM: 4 GB
  • Depolama Alanı: 128 GB ya da 256 GB, henüz kesinleşmedi
  • Ön Kamera: 12 MP, henüz kesinleşmedi
  • Arka Kamera:
    • 12 MP geniş açılı lens, f/2.4 diyafram açıklığı, 
    • 12 MP, 12 derecelik ultra geniş açılı lens, f/1.6 diafram açıklığı​
  • Bağlantı: 5G SA/NSA, Çift 4G VoLTE, Wi-Fi 6, Bluetooth 5.0, USB Lightning
  • İşletim Sistemi: iOS 14
  • Batarya: 2227 mAh

iPhone 12 özellikleri:

  • Ekran:
    • 6,1 inç ekran paneli
    • 2532 x 1170 çözünürlük
    • 460 ppi piksel yoğunluğu
  • İşlemci: Apple A14
  • RAM: 4 GB
  • Depolama Alanı: 64 GB, 128 GB ya da 256 GB
  • Ön Kamera: 12 MP
  • Arka Kamera:
    • Geniş: 12 MP f/1.6
    • Ultra geniş: 12 MP f/2.4
    • Smart HDR 3
    • Gece modu
  • Bağlantı: 5G SA/NSA, Çift 4G VoLTE, Wi-Fi 6, Bluetooth 5.0, USB Lightning
  • İşletim Sistemi: iOS 14

Açıklamalı para politikası araçları

Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları ifade etmektedir. Uygulanmasından sorumlu kuruluşlar merkez bankalarıdır. Ülkemizde merkez bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu TCMB Kanunu ile hükme bağlanmıştır.

Kaynak: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Para Politikası Araçları

Para politikası denildiğinde üç grupta toplanabilecek alt politikalar anlaşılıyor. Birinci grupta dolaysız para politikası araçları yer alıyor. Bunlar: (1) Kredi tavanı, 

İkinci grupta dolaylı para politikası araçları yer alıyor: Bunlar: (1) Reeskont politikası, (2) Açık piyasa işlemleri (APİ), (3) Karşılıklar politikası. Üçüncü grupta enflasyon hedeflemesi yer alıyor.     

Dolaysız Para Politikası Araçları

Dolaysız para politikası araçları fiyat ya da miktara, limit koyma gibi doğrudan müdahale yoluyla uygulanan araçlardır. Bunları kredi tavanı, faiz denetimi ve diğer araçlar olarak üç başlıkta ele alalım.

(1) Kredi tavanı: Bankaların açabilecekleri kredilere konulan miktar limitine kredi tavanı deniyor. Örneğin Merkez Bankası bankalara, topladıkları mevduatın ya da tüm kaynaklarının (mevduat + öz kaynak + diğer kaynaklar) yüzde 80’i kadar kredi açabilecekleri talimatını vermişse buradaki yüzde 80 oranı kredi tavanını oluşturur. Diyelim ki bir bankanın toplam mevduatı 100 TL ise açabileceği kredinin tavanı 80 TL olur. Böyle bir oran koymak yerine doğrudan miktar da konulabilir. Örneğin Merkez Bankaları bankalara her yıl X milyar TL’den fazla kredi açamamaları talimatı verebilir. Kredi tavanı banka özelinde de uygulanabilir. Merkez Bankası, Bankacılık denetim otoritesinden aldığı raporlara göre bazı bankalara kredi tavanı getirebilir. 

Kredi tavanı, zorunlu karşılık uygulamasıyla birleştiğinde oldukça kısıtlayıcı bir önlem olabilir. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10, kredi tavanının da mevduatın yüzde 80’i olarak belirlendiğini varsayalım. Bu durumda banka aldığı 100 TL’lik mevduatın 10 TL’sini Merkez Bankası’na karşılık olarak yatırdıktan sonra kalan 90 TL’nin yüzde 80’ini yani 72 TL’sini kredi olarak açabilecek demektir.

Bu politika aracının uygulanmasıyla iki kademeli etki yaratılabilir: (a) Doğrudan etki: Kredi genişlemesinin yarattığı talep fazlası bir ölçüde giderilir ve dolayısıyla ortaya çıkan enflasyonist baskı hafifletilebilir. (b) Kredi imkanı daralınca faizler yükselir ve kredi talebi biraz daha düşer.    

(2) Faiz denetimi: Merkez Bankası, bankaların mevduat ve kredi için uyguladığı faiz oranlarına sınırlamalar getirebilir. Günümüzde uygulanan serbest faiz sistemi geçmişte birçok açıdan denetim altındaydı. Bugün de aynı denetimin uygulanması mümkündür. Merkez Bankası faize limit koyabilir, farklı vadeler için farklı faizler uygulatabilir. Hatta bu uygulamayı teşvik amaçlı olarak farklılaştırılmış olarak da uygulatabilir.

Geçmişte faiz oranları Merkez Bankası tarafından belirlenirken ya da denetlenirken Türkiye’de Ziraat Bankası tarım kesimine Halk Bankası da esnafa, mevduat maliyetinin altında düşük faizle kredi açıyor ve bu farklardan doğan zararlar da görev zararı olarak Hazine’ye fatura ediliyordu.    

Bu tür müdahaleler mümkün olsa da günümüzdeki uygulama daha çok dolaylı politikalar aracılığıyla piyasa faizlerini etkilemeye yönelmiş, doğrudan faiz oranlarına müdahale yöntemi terk edilmiştir.

(3) Diğer dolaysız para politikası araçları: Merkez Bankası, bankaların konumuna göre getirecekleri senetlere farklı reeskont faiz oranları uygulayabilir (farklılaştırılmış reeskont uygulaması), bankalara kredi kartları nedeniyle ödenecek asgari miktarın yükseltilmesi yoluyla talebin denetlenmesi (tüketici kredilerine uygulanan denetim) gibi değişik konularda para arzını denetlemeye yönelik çeşitli araçları kullanabilir.

Bu tür para politikası araçları günümüzde kullanım alanı çok daralmış araçlardır. Aslında dolaysız para politikası araçlarının tümünün kullanımı günümüzde neredeyse ortadan kalkmış durumdadır. Kriz halinde bile ne Fed ne de AMB bu politika araçlarına başvurmamışlardır.

Dolaylı Para Politikası Araçları

(1) Reeskont politikası: Bankaların iskonto yoluyla aldıkları kâğıtları tekrar iskonto ettirerek (reeskont) Merkez Bankası’na satıp karşılığında para almaları uygulamasıdır. Diyelim ki bir şirketin elinde bir yıl vadeli ve 1000 TL değerinde iskontolu (faizi içinde) alınmış bir tahvil olsun. Bir yılın sonunda 1000 TL edecek olan bu tahvilin bugünkü değeri 1000 TL’den düşüktür. Şirket, vadesinden önce bankaya bu kağıdı verdiğinde banka, şirkete örneğin 900 TL verecektir. Bu durumda banka bu tahvili üzerinde yazılı değere göre yüzde 11 iskonto ederek [(1000 – 900) / (900)] almış olacaktır. Bu işleme iskonto, burada ortaya çıkan yüzde 11 oranındaki faize de iskonto faizi deniyor. Banka bu kağıdı aldıktan bir süre sonra nakit ihtiyacına düşüp kağıdı Merkez Bankasına 800 TL’ye satarsa ikinci kez iskonto işlemi ortaya çıkmış oluyor ki buna ikinci kez iskonto anlamına gelmek üzere reeskont deniyor. Vadeye kalan süre azaldığı için bankanın bu kağıdı Merkez Bankasına aldığı bedelden daha yüksek bir bedele satması mümkündür. Diyelim ki banka bu kâğıdı Merkez Bankası’na 910 TL’ye satmış olsun. Bu durumda Merkez Bankasının bankaya bu tahvil karşılığında ödediği faiz [(910 – 900) / (900)] yüzde 1,1 oluyor. Buna da reeskont faizi deniyor.

Reeskont politikasının iki amacı olabilir: (a) Bankaların elindeki kağıtları alarak onlara para vermek ve piyasadaki likiditeyi düzenlemek. (b) Reeskont faizini değiştirerek piyasadaki faiz oranını etkilemeye çalışmak.

 (2) Açık piyasa işlemleri (APİ): Merkez Bankası’nın bankalardan ve diğer kurumlardan tahvil, bono veya diğer menkul değerleri satın alması ya da tersine onlara tahvil, bono veya menkul değerleri satması eylemine açık piyasa işlemi adı veriliyor. Bu alım ve satımlar kesin alım veya satım olabileceği gibi geri alım veya satım vaadiyle (repo ve reverse repo) yapılan alım ve satımlar da olabilmektedir.

Merkez Bankası açık piyasa işlemlerine başvurmak suretiyle piyasadaki para miktarını (likiditeyi) ayarlayabilmektedir. Tahvil vb gibi kağıtları satın aldığında piyasaya likidite vermiş, geri sattığında ise piyasadan likidite çekmiş olur. Bu yolla piyasadaki para miktarını etkileyerek talep üzerinde oluşan baskıları denetleyebilmekte ve enflasyonist ya da deflasyonist gidişe müdahale edebilmektedir.

(3) Karşılıklar politikası: Bankalar topladıkları mevduatın Merkez Bankası tarafından belirlenen oranda belirli bir miktarını, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda talep edip kullanabilmek için Merkez Bankasına yatırmak zorundadırlar. Buna zorunlu karşılıklar, bunun miktarını belirlemeye yarayan orana da karşılık oranı adı veriliyor. Merkez Bankası’nın, karşılık oranını artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de karşılıklar politikası adı veriliyor.  

Merkez Bankaları, bankalardan aldıkları bu karşılıklar için belirli bir faiz ödeyebilecekleri gibi herhangi bir ödeme yapmayabilirler.

Eğer bir ülkede para ikamesi (yani yabancı paraların da yerli para ile birlikte kullanımı ya da banka hesaplarında bulunması) yaygınsa Merkez Bankaları bu mevduatın karşılığını yerli para ile isteyebileceği gibi o para cinsinden de isteyebilir. Hatta yerli para cinsinden karşılıkların bir bölümü ya da tamamı için karşılıkları yabancı para cinsinden ödeme opsiyonu tanıyabilir.

TCMB’nin uyguladığı zorunlu karşılık oranları vadeye ve mevduat cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte en yaygın vadeye sahip mevduat için uygulanan oran hem TL hem de yabancı para için yüzde 11 olarak belirlenmiş bulunuyor. Demek ki bir banka aldığı bir ay vadeli 100 TL için 11 TL, 100 USD için 11 USD ve 100 Euro için 11 Euro zorunlu karşılık ayırıp bunu TCMB’ye yatırmak zorundadır.

TCMB, bankaların yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü (bugün itibariyle % 60’ına kadarki bölümünü) döviz cinsinden tutulmasına izin veriyor. Bu bir zorunluluk değil bir opsiyon. Yani örneğin bir ay vadeli 100 TL mevduat alan bir banka bu paranın karşılığında TCMB’ye isterse 11 TL ya da isterse bunun 4,4 TL’lik bölümünü TL ve kalan 6,6 TL’lik bölümünü USD, Euro veya altın olarak yatırabilir. Bu kalan yüzde 60’lık bölüm için TCMB Rezerv Opsiyon Katsayısı (ROK) adı verilen bir katsayı uyguluyor. Bu opsiyonu kullanarak elinde TL tutup, elindeki yabancı parayı karşılık olarak vermek isteyen bankalar 4,4 TL’yi yatırdıktan sonra kalan 6,6 TL’nin ilk % 40’lık bölüm için 1,1, izleyen % 5’lik bölüm için 1,4, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,7, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9 ve sonraki bölümler için 2 oranında ROK uyguluyorlar. Zorunlu karşılıklarını altın ile ödemek isteyen bankalar zorunlu karşılık tutarının % 30’unu altın ile ödeyebiliyor. Altına uygulanacak ROK oranları ise ilk % 20’lik dilim için 1, izleyen % 5lik dilim için 1,5 ve izleyen % 5’lik bölüm için 2 olarak saptanmış bulunuyor.      

Bankaların TL mevduatına ödemek zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü yabancı para veya altınla ödemelerine izin verilmesi bankalar açısından TL likiditesini artırmış oluyor. Günlük işlemlerini ağırlıklı olarak TL ile yapan bankalar açısından TL fonlama maliyeti de düşmüş oluyor.

Bu uygulamanın TCMB açısından yararı ise başlıca üç noktada toplanıyor: (1) TCMB bu yolla döviz rezervlerini artırmış oluyor. (2) Döviz piyasasında likidite azaltılmış ve dolayısıyla para ikamesinin etkisi düşürülmüş oluyor. (3) Sermaye akımlarının gelişimine yanıt vermek kolaylaşıyor. TCMB bu aracı kullanarak Türkiye’ye giren sıcak parayı çekmiş ve döviz piyasasında fiyatları dengelemiş oluyor. Eğer sıcak para çıkışı söz konusu olursa uygulamayı tersine çevirerek döviz sıkıntısını hafifletme imkanına kavuşmuş oluyor. 

(4) Faiz politikası: Merkez Bankası’nın bankalarla para alış verişinde uyguladığı faizleri değiştirerek piyasa faizlerini etkilemeyi hedeflemesine faiz politikası deniyor.

TCMB’nin çeşitli işlemleri için uyguladığı farklı faiz oranları söz konusu. Bunları sıralayayım:

Bir hafta vadeli repo işlemlerine uygulanan faiz (politika faizi.): TCMB, 1 hafta vade ile repo ihalesi açıyor, bankalar ellerindeki tahvil ve bonoları TCMB’ye verip karşılığında para alıyorlar ve vade sonunda parayı iade edip kağıtlarını geri alıyorlar. TCMB bu araçla banka ve finans kurumlarının piyasada uyguladığı faiz oranlarını, bankalardan alınan kredilerin miktarını, hisse senedi ve döviz gibi varlıkların fiyatlarını etkileyebiliyor. Bu işleme uygulanan faiz oranı yıllık % 5,75.

Gecelik işlemlerde uygulanan faiz (gecelik faiz, fonlama faizi ya da koridor faizi):  TCMB’nin, hesaplarını kapatabilmek için gecelik olarak borç almak ya da ellerinde kalan paraları gecelik olarak borç vermek isteyen bankalara uyguladığı faize bu adlar veriliyor. TCMB, bu yolla ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor. TCMB’nin gecelik borç almada uyguladığı faiz oranı yıllık % 5, gecelik borç vermede uyguladığı faiz oranı yıllık yüzde 10.    

Geç likidite penceresi faizi: Hesaplarını kapatmak ya da ellerinde bulunan parayı borç vermek için son ana kadar bekleyen bankalara uygulanan caydırıcı faiz oranlarını kapsayan bir uygulamadır. Bu uygulamada saat 16.00 ile 17.00 arasında TCMB’ye gecelik borç vermek isteyenlere yıllık % 0, gecelik olarak TCMB’den borç almak isteyenlere yıllık % 13 faiz uygulanıyor.

TCMB’nin bu faiz oranlarında yapacağı değişiklikler bankaların fonlama maliyetleri üzerinde etki yapıyor ve sonuçta piyasa faizlerini etkiliyor. Gecelik fonlama faizi tavanının düşürülmesi bankaların daha ucuza fon bulmasına yol açtığı için onların maliyetinin düşmesine yol açıyor. Bu durumda da bankaların kredi faizlerini düşürmesi bekleniyor. Bununla birlikte Türkiye’de mevduatın ortalama vadesiyle kredinin ortalama vadesi arasında krediler lehine yaklaşık on kat fark olması kaynak maliyetindeki düşüşün kolayca kredi faizlerine yansımasını sağlayamıyor. 

(5) Kur politikası: Merkez Bankası’nın TL’nin dış değerini ayarlamaya yönelik olarak bir müdahalesi söz konusuysa kur politikasından söz edilebilir. Bu tür müdahaleler daha çok kurlarda yüksek oranlı dalgalanmalar ortaya çıktığı zaman gündeme geliyor.

TCMB, geçmiş uygulamalarında bu tür kur dalgalanmalarında piyasaya döviz satarak ya da piyasadan döviz alımı yaparak kura müdahale yoluna gitmiştir. Günümüzde karşılıklar politikasında ROK uygulaması yaparak döviz likiditesini düzenlemeyi tercih ediyor.

(6) Para basma: Merkez Bankası’nın piyasadaki likiditeyi artırarak sorunları çözmeye yönelmesi halinde piyasaya yeni para sürmesi eylemini bir politika gibi kullanması söz konusu olabilir.

(7) Niceliksel gevşeme: Ekonominin yaygın uygulama alanı bulmuş para politikası araçlarıyla canlandırılmasının mümkün olmadığı hallerde uygulanan bir para politikası aracıdır. Bu politika çerçevesinde merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu bankalara ve kurumlara para verirler. Böylece ekonomiye karşılığı ve limiti teorik olarak belirli bir miktar yeni para enjekte edilmiş olur. Küresel kriz boyunca ABD Merkez Bankası Fed, Avrupa Merkez Bankası AMB ve İngiltere Merkez Bankası BOE tarafından uygulanmış bir politikadır.

Bunun para basmaktan tek farkı limitinin ve tahvil, bono gibi bir karşılığının olmasıdır. Para basmanın bir limiti olmadığı gibi karşılığında verilen bir menkul kıymet de bulunmamaktadır. Dolayısıyla niceliksel gevşemenin para basmaya göre daha az enflasyonist etki yaratması beklenir.       

Niceliksel gevşemenin APİ’den farkı yine belirli bir süre ya da limitle bu işin yapılacağının bilinmesidir.

(8) Açık sözlülük politikası: Merkez Bankası’nın ileride yapacaklarını açıklayıp beklentileri etkileyerek para politikasına yön vermesi hali olarak tanımlanabilir. 

Kaynak: Dr. Mahfi Eğilmez http://www.mahfiegilmez.com/2012/09/guncel-para-politikas.html

Mandal etkisi, zemberek dişlisi nedir? – Nispi gelir hipotezi

Gelirde meydana gelen bir düşme, tüketicilerin ulaştıkları refah seviyesinden feragat etmek yerine,
tasarruflarını azaltacaklarını ifade etmektedir. Geçmişte gelir arttığında tüketim artmakta, gelir azaldığında ise tüketim miktarında aynı oranda azalmaya gitmek yerine tasarrufları azaltma yoluna gidilmektedir.
Nispi gelir hipotezi, ait olduğu grubun ortalamasından yüksek gelir elde eden kimsenin, C/Y oranının düşük olacağını, gelirin daha az kısmını tüketime gider; ya da gruptan ortalama olarak daha az gelir elde eden kimsenin C/Y oranı yüksek olacaktır, içinde bulunduğu grubun kalıplarını sağlamak için daha çok harcar.

  • Cari dönem geliri > geçmiş en yüksek geliri ise, bireyin tüketimi içinde bulunduğu grubun nispi
    gelir düzeyine göre değişecektir.
  • Cari dönem geliri < geçmiş en yüksek geliri, tüketimi cari dönem geliri değil, geçmişte elde edilmiş
    en yüksek gelir belirler…

Mandal Etkisi (Takoz, Ratchet, Zemberek Dişlisi)


Tüketicinin gelirinin herhangi bir dönemde Y0 ve buna bağlı olarak tüketim seviyesinin C0 olduğunu varsayalım.
Tüketicinin geliri Y1 seviyesine yükseldiğinde tüketim miktan da C1’e yükselmektedir. Diğer taraftan tüketicinin geliri Y0 seviyesindeyken, Y1‘e yükselmeden, doğrudan Y2 ’ye düşerse, tüketim C2’ye düşmemektedir.
Tüketim, gelirdeki düşmeye göre; daha az düşerek C3 seviyesinde gerçekleşmektedir.
Nedeni; tüketicinin daha önceki yüksek gelir düzeyinin sağlamış olduğu refah düzeyini korumak için tüketimden vazgeçmek yerine tasarrufunu azaltmasıdır.

  1. Nispi gelir hipotezi, tüketimin cari gelirin yanı sıra geçmiş gelirlerinin en büyüğüne bağlı
    olduğu ve içinde bulunduğu gruptaki bireylerin tüketim düzeyine göre beslenir.
  2. Nispi gelir hipotezi, tüketimi tüketicilerin bulundukları çevresel faktörlere, gösteriş ve
    üstünlük arzusu gibi psikolojik ve sosyolojik faktörlere bağlayarak önemli bir açıklama
    yapmıştır.
  3. Bir bireyin yüksek gelir düzeyine sahip olan bir sosyal grup içindeyken yapmış olduğu
    harcama düzeyi, düşük bir sosyal grubun içinde iken yapmış olduğu tüketim düzeyinden
    fazladır.
  4. Nispi gelir hipotezi, gelir arttıkça tüketimin artacağını; fakat gelir azaldığında tüketimin
    azalmayacağını ileri sürdüğü bu duruma, mandal Etkisi (Takoz Etkisi-Ratchet Etkisi,
    Zemberek Dişlisi Etkisi) denir.

Tüketim konusunda geliştirilen ve literatürde yer bulan belli başlı hipotezler şu şekilde sıralanabilir;

  • Mutlak Gelir Hipotezi  (J.M. Keynes, 1936)
  • Nispi Gelir hipotezi  (J. Duesenberry, 1949)
  • Zamanlararası Tüketim Seçimi  (I. Fisher,1930)
  • Ömür Boyu Gelir Hipotezi  (F. Modiqliani, 1950)
  • Sürekli Gelir Hipotezi  (M. Freidman, 1957)
  • Rassal Yürüyüş Hipotezi  (R. Hall, 1970)
  • Anlık Hazzın Cazibesi (D. Laibson, 2001)

Kaynak: Dr. Süleyman BOLAT

Teknoloji Açığı Teoremi Nedir?

Faktör Donatımı Teorisi, teknolojik değişmeyi sabit kabul etmesinden dolayı statik bir yapı sergilemektedir. Ancak 1961 yılında M.V. Posner, ticaretin belirleyicisi olarak teknolojik değişme gibi dinamik faktörleri ele alarak Teknoloji Açığı Teorisi’ni ileri sürmüştür.

Posner, teknolojik değişmeyi yeni teknolojinin bir ülkedeki mevcut mal veya yeni mala girmesi ve başka bir ülkedeki teknolojinin benimsenmesi (taklit gecikmesi) ile yeni bir malın geliştirilmesi ve diğer ülkelerde bu mala yönelik talebin oluşması (talep gecikmesi) arasında geçen zaman gecikmesiyle devam eden bir süreç şeklinde dikkate almaktadır. Posner’e göre, Teknoloji Açığı Teorisi’nin esası devam eden icat (invention) ve yenilik (innovation) sürecinin temelde benzer faktör donatımlarına ve tercihlere sahip ülkeler arasındaki ticareti arttırmasına dayanmaktadır. Bu bağlamda, teknolojik yeniliğin iki benzer ülke arasında ticaret yaratıp yaratmayacağı talep ve taklit gecikmelerinin net etkisine bağlı olmaktadır. Talep gecikmesinin taklit gecikmesinden daha uzun olması durumunda, iç piyasadaki tüketiciler yeni malı talep etmeye başlamadan önce taklit yapan ülkedeki üreticiler yeni teknolojiyi benimseyecek ve bu nedenle teknolojik yenilik ticarete yol açmayacaktır. Bu durum, yeniliğin oldukça basit olması ve her iki ülkedeki üreticilerin düzenli olarak yeni ürün geliştirmesi hallerinde ortaya çıkabilmektedir. Tercihlerin benzerliği dikkate alındığında, ülkelerin benzer mal çeşitlerini üretmeleri ve icat etmeleri veya bilgi akışının düşük olmasından dolayı tüketicilerin mal özelliklerindeki değişmeler ile fiyatlardaki değişmelere tepki göstermelerinin yavaş olduğu yerlerde bu durumun ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Bununla beraber, genellikle taklit gecikmesinin talep gecikmesinden daha uzun olması gibi bir durumla daha sık karşılaşılmaktadır. Çünkü, yabancı ülkedeki üreticilerin yeni teknolojiyi benimsemeye karar vermeleri ve karar verdikten sonra yeni süreci öğrenme, fabrika ve ekipmanı değiştirme ve patent koruması gibi durumlar, taklit gecikmesinin talep gecikmesinden daha uzun olmasına yol açmaktadır. Bu gelişmenin sonucu olarak ticaret, teknolojik yenilik yoluyla ortaya çıkmaktadır. [8]

Teknoloji Açığı Teorisi’ne göre; endüstrileşmiş ülkeler arasındaki ticaretin önemli bir bölümü, yeni ürün ve üretim süreçlerinin geliştirilmesine bağlıdır. Endüstrileşmiş ülkelerdeki yenilik yapan firmalar, söz konusu ürün ve üretim süreçleri nedeniyle dünya piyasalarında geçici monopol gücü elde ederler. Bu geçici monopol olma durumu, telif hakları ve patent sürelerinin dolmasına kadar sürmektedir. Dolayısıyla, Teknoloji Açığı Teorisi bağlamında endüstrileşmiş ülkeler başlangıçta söz konusu ürünlerin ihracatçısı konumundadır. Daha sonra monopol güçlerinin ortadan kalkması ve teknolojinin taklit edilmesine bağlı olarak bu ürünler, emek ve doğal kaynak yönünden üstünlüklere sahip gelişmekte olan ülkeler tarafından üretilmeye başlanır. Böylece rekabet üstünlüğü, gelişmekte olan ülkelere geçerken söz konusu ülkeler yeni ürün ve üretim süreçlerini ihraç etmeye endüstrileşmiş ülkeler de ithal etmeye başlamaktadırlar.

Teknoloji Açığı Teorisi, ticaretin belirleyicisi olarak teknolojik değişmeyi analize katmakla dış ticaret teorisine dinamik bir nitelik kazandırmasına karşın teknoloji açığının ortaya çıkma nedenleri ve büyüklüğünü açıklamada yeterince başarılı olamamıştır. Daha sonra R. Vernon, Ürün Dönemleri Teorisi’ni geliştirerek Teknoloji Açığı Teorisi’nin eksikliklerini tamamlamaya çalışmıştır.

[8] Bo Sodersten ve Geoffrey Reed, International Economics, St. Martin’s Press, 3rd Ed, New York, 1994, s.83

Kaynak: https://www.mevzuatdergisi.com/2004/09a/05.htm#